Plastik kelimeler var.

2013-07-31 16:54:37

Uwe Pörksen'e göre, insan kendisini dille tanıtamaz ve kendisini gerçekten ifade edemez hale geldi.

 

Çocukluğumun unutamadığım insanlarından birisiydi Ahmet Efendi. Her zaman gülümser yüzü sebebiyle mi yoksa bilmediğim başka bir yönüyle mi ‘efendi’ sıfatıyla taçlandırılırdı hiç bilemedim. Gerçi sonradan efendi kelimesi de sosyolojik bir kayma yaşadı, alta düştü ya, o da ayrı bir mesele. Ahmet Efendi, konuşmaktan çok dinlemeye meyilliydi. En hararetli konuşmaların arasında bile suskunluğunu korumayı başarırdı. Nice zaman sonra bu sakinliği fark edilir, adeta son söz mercii gibi ona dönülür, bu konuda ne düşündüğü sorulurdu. İşte, o an, Ahmet Efendi her zaman hafifçe öne eğdiği kasketini zarifçe yukarı kaldırır ve o keskin cümlesini söylerdi, “Bu hususta fen ne söylüyor, asıl ona bakmak lazım.” Fen, sözcüğü öyle büyüleyici bir etki yapardı ki, herkes sus pus olur, tartışma orada biterdi. Ne yazık ki, hiç kimse, “Peki fen ne diyor, bize söyle,” deme cesaretini gösteremedi. Fen, bilim demekti. Böylesi sıradan bir anıyı hatırlamam elbette sebepsiz değil. Uwe Pörksen’in şaşırtıcı biçimde yetkince çevrilmiş ‘Plastik Kelimeler’ kitabını okurken canlandı gözümde Ahmet Efendi. 

 

İstila ve dayatma

 

“Günlük dilin, yakın zamanlarda hangi tarzda değiştirildiğini ve gidişatın nereye doğru olduğunu betimlemeye çalışan bir kitap” ‘Plastik Kelimeler’. Yazara göre, gündelik ortak dil, hızla bilimsel karaktere bürünmekte dahası günlük dil bilim tarafından istila edilmektedir. Edilmiştir de. “Kesin olan bir şey vardır ki, ulus devletin dilleri bir kenara itişi, tarihsel bir tecrübedir” ve o zamandan bu yana, dillerin doğası işgal süreci yaşamaktadır. Kelimeler masumiyetlerini yitirmekte, ‘gündelik maymuncuklara’ dönüşmektedirler. Pörksen, “Bilim tarafından değiştirilen mevcut gündelik dili sorgulamayı,” kendisine amaç edinmiştir. Çünkü sözgelimi, “Marx ve Freud’un bilimsel öğretileri, gündelik dünyada doktrinler ve mitler olarak tekrar ortaya çıkmakta ve günlük dili istila etmektedir.” Hormonlanmış, yalıtılmış, dayatılmış bir tür yeni bilimselliktir bu ve benim hatırlayışım da tam buraya çıkmaktadır. ‘Cinsellik, kalkınma’ gibi iki kelimeden hareket ettiğimizde bile açıkça görebiliriz bu istila ve dayatmayı. Freud’un üretimiyle bilimsel bir nitelik kazanan cinsellik kelimesi, sonradan sokağa taşmış, adeta her bireyin diline doladığı kesinlik kazanmıştır. O vakit şöyle çırpınır Pörksen: “Cinsellik kelimesi bilimsel unsurlar taşımaktadır, böylece karşıdakini susuturabiliyor, yani bir nevi Roma locuta est’i (Roma konuştu) ima ediyor. 

Burası son derece çarpıcıdır, medyada, sokakta, okulda, kesin bilimsellik edasıyla kullanılan her kelimede böylesi bir ‘tasarım’ barınmaktadır. Çünkü kelimelerin; cinsellik, kalkınma, kriz, enformasyon gibi ve sair kelimelerin ‘tarihsel birer tasarım’ olduğu unutulmaktadır. “Bilimsel hizaya sokma suretiyle sosyal anlamda tabi olmaya hizmet etmek,” olan budur. İşte olup biten budur. Sanayi komplekslerinin cürmleri bir tabiat hadisesi gibi normal kabul edilmekte, kalkınma(!) kelimesi görünüşte tarafsız ve soyut bir isim olarak kendi yolculuğunu sürdürmektedir. 

 

İthal bir tarihsizlik

 

Kalkınma, cinsellik, ilişki, iletişim, kaynak, üretim, planlama, strateji, refah, trend, modernizasyon artık alabildiğine modülerdir ve kendi işlek dilini her yerde geçerli kılmaktadır. Ve tam da burada bir hüküm sorusunu geliştirir Pörkse: “Plastik kelimeler yeni bir sözcük sınıfı mı?” Ona göre, “İnsan kendisini dille tanıtamaz ve kendisini gerçekten ifade edemez hale gelmiştir.” 

Yazarın biraz da erken vakitte dillendirdiği yaklaşımlar doğrudan ardılları sayılamayacak nice düşünür tarafından dil bağlamı da korunarak ifade edilmiş olabilir. Chomsky başta olmak üzere. Ne var ki, bugünün okuru için gözden ırak tutulmayacak nokta, en genel anlamda, kaynağı bizde olmayan sorunların sonuçları tarafından bizim de çevrilmiş olmamızdır. Ki bu konu başka bağlamda trajiktir. İthal bir tarihsizlikten söz edilebilinir. Nietzsche’den hareketle ve Hofmannsthal bağlamında yazar, tarihseldir ve dilin tarihsel anının görülebilir olmasına imkân vermektedir. Hele, demokrasi gibi, soyutlama, kişileştirme ve belirsizlik kavramlarına yaslanan gündelik modülerleşme dilin kullanımını daha da plastikleştirmektedir. Pörksen’in yaklaşımları umutsuzluk aşılamaktan ziyade uyarma mantığına yaslanıyor. Dayatılan ve sorgusuz kabul gören yeni dünyaya dikkat çekiyor. Çünkü bu modüler kelimeler: “Bilimin süzgecinden geçtikten sonra tasarılar için elverişli hale geliyorlar, modellerin inşa unsuru oluyorlar, böylelikle gerçeklik hasıl oluyor.” Bu günümüz dilinin matematikleşmesidir. Yerel ve sosyal boyut içermeyen bu kelimeler, hayatı bir tabiat hadisesi şeklinde yorumlayarak ‘her şey aynıdır’, o halde bütün bunlar insanlığın iyiliğinedir, demek istiyorlar. Pek bilinmeyen bir yazar Pörksen. Ama mutlaka okunmaya değer. 

02.09.2011 - Ömer Erdem - Radikal Kitap Eki

Kapat